body of calm water near houses and trees during daytime

MARDİN

Zamanın durduğu kent Mardin

"Mardin'de ben taşların dilini öğrendim. Gökyüzünün yakınlığı ve uçsuzluğunu. Sapakları, açmazları, dorukları, yalnızlıkları. Uzun yaz geceleri dışarıda, avluda yan yana serilmiş yataklara yatar; yıldızları sayarak uyurduk. Bizler serin fısıltılarla uykuya dalarken, parmaklarımız yıldızlarda kalırdı. Yıldızlar bir daha hiç o kadar parlak olmadılar."

Murathan Mungan’ın Mardin’i bu. Anlatılacak çok şey var aslında Mardin’e dair. Medeniyetler beşiği, zamanın durduğu kent… Bunlar pek çok yer için kullanılan klişe sözcükler gibi gelse de aslında en çok Mardin'e yakışıyor. Kent adeta bir hoşgörü örneği. Öyle ki kentte farklı din ve inanışlar paralelinde camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler bulunuyor. Türkler, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Yezidiler bir arada yaşıyor Mardin'de.

Kalker ve lavlarla kaplı, çıplak dağlarla çevrili, Mezopotamya'nın kimi zaman bir denizi andıran göz alabildiğine düzlüklerine bakan, bozkır rüzgarlarının vatanı Mardin. Mardin'in tarihi taşın tarihi kadar eski. Taşın insan yaşamındaki yerini, insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğini görmek için dinlerin, mezheplerin harman olduğu Mardin'e mutlaka gitmeli. Rivayete göre kentin adı Süryani dilinde "kaleler" anlamına gelen "Marde" den geliyor. Kuruluşu İsa'dan önce 3 bine kadar uzanan kentin ismi ilk kez İsa'dan sonra 4. yüzyılda yaşayan Ammianus Marcellinus'un yapıtlarında geçiyor. Marcellinus, Diyarbakır'ı Nusaybin'e bağlayan yoldan söz ederken, bu yolun Maride ve Lorne kaleleri arasından geçtiğini aktarıyor. Mardin adı kente hüküm süren uygarlıklarla birlikte şimdiki haline gelmiş. Persler "Marde", Ermeniler "Mardi", Bizanslılar "Mardia", Araplar "Maridin" diye anmışlar kenti. İşte Mardin'in isim öyküsü bu.

İsa'dan önce 3 binde Kuzey Mezopotamya Subartuları ile akraba olan Huriler hüküm sürmüş bu topraklarda. Daha sonra kent Sümerlerin idaresine geçmiş. Sonra sırasıyla Akadlar, Babiller, Midiler, Asurlular, Urartular, Mitanniler, Aramiler, İskit, Kimmer ve Medler, Persler, Abgarlar, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Araplar, Hamdaniler, Mervaniler, Türkmenler, Artuklular, Eyyubiler, İlhanlılar, Memlukler, Karakoyun ve Akkoyunlular, Safeviler gelip geçmiş Mardin'den... 1517 yılında Yavuz Sultan Selim ile birlikte Osmanlılar konuk olmuş Mardin topraklarında. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Diyarbakır iline bağlanan kent Cumhuriyet'le birlikte il unvanını almış. Kent hala bu uygarlıklarını izlerini taşıyor. İpek Yolu güzergahında olan Mardin'de 5 han ve kervansaray bulunuyor. Kentteki en önemli tarihi yapılar arasında Süryani manastır ve kiliseleri yer alıyor: Deyrü'zzafaran, Mor Gabriel, Salahtaki Mor Yakub ve Meryemana kilisesi gibi…

Uzaktan bakınca, altın rengi taşlardan yapılmış Mardin evleri, kentin üzerinde kurulduğu tepelerin kayalığı ile iç içe görülüyor. Oyma taşlar, evlerin ve kamu binalarının dekorasyonuyla kent mimari bakımdan adeta bir açık hava müzesi. Birbirine paralel uzayıp giden daracık sokakların abbaralarla (geçit) birbirine bağlandığı Mardin'de, her evin çatısı, bir yukarıdaki eve teras vazifesi de görüyor. Abbaralar ise bir başka mimarlık harikası... Tüm kentin çevresini dolaşmak yerine, pratik bir yöntemle bir üst sokağa çıkma olanağı sağlayan abbaraların kent kültüründe ayrı bir yeri var. Mardinlilerin hepsinin mutlaka bir "abbara anısı" mevcut. Ya abbaralar sevdalılar arasındaki mektuplaşmalara sahne olmuş, ya bıçkın delikanlıların hesaplaşmalarına... Öyle ki Mardin'de "Erkeksen Abbaraya gel!" sözü bir atasözü olarak yerleşmiş kulaklara... Tarihin ve inancın kenti Mardin, el sanatlarının da beşiği olmuş. Eski çağlardan beri testi-çanak-çömlek, demircilik, bakırcılık, kalaycılık, kuyumculuk, gümüşçülük (telkari), iğne oyası, Midyat el nakışı, tohum iğnesi, yorgancılık, oyacılık, boyacılık (sibbeğ), dericilik (dabbağ), sabunculuk, dokumacılık, şal-ü şapik (özel bir kumaş dokumasıdır), kilimcilik, halıcılık (yün ve ipek), semercilik, keçecilik, tahta oymacılığı (kakmacılık), sedef işlemeciliği, halburculuk, taş oymacılığı geçmişten günümüze kadar gelen el sanatları. Ancak bunların bir kısmı ne yazık ki kaybolmak üzere.

Arkeolojik araştırmalara göre Amasya’da ilk yerleşme MÖ 7000-6500 yıllarında başlar.

Mardin'in önemli tarihi eserleri Dara harabeleri

Mardin'in güneydoğusunda 30 km. uzaklıkta Oğuz Köyü'nde bulunan Dara harabeleri, Eski Mezopotamya Bölgesinin en ünlü kenti iken bugün küçük bir köy yerleşmesi haline gelmiş.

Bu antik yerleşim yeri, Büyük İskender'le Dara'nın savaşına da sahne olmuş. Kent, İran Hükümdarı ünlü Darayuvaşi tarafından kurulmuş, çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştirmiş. VII yy. sonlarına doğru Emeviler'in daha sonra Abbasiler'in XV yy.da Türkler'in eline geçmiş. Kalıntılar arasındaki büyük kesme taşlar ve bulunan sikkelere bakılacak olursa Dara'nın geçmişte büyük ve görkemli yapılara ve zengin hazinelere sahip olduğu söylenebilir. Dara kent kalıntıları, kayalar içinde oyulmuş çevresi 8-10 kilometreyi bulan geniş bir alana yayılmış durumda. Buralarda mağara evler yer alıyor ve kalıntılardan çıkan taşların kentin diğer bölümünde kullanıldığı görülüyor. Mağaraların doğusunda yer alan kayamezarları Kuruçayla sınırlanıyor. Köyün kuzeyinde, güneye doğru inen kayalar oyularak, görkemli bir su bendi yapılmış. Bugün hâlâ bentten su akıyor. Doğal etkiler sonucu zaman zaman yörede pek çok kültür varlığı gün ışığına çıkmaya devam ediyor. Ayrıca, köyün etrafında kayalara oyulmuş 6-7 kadar mağara eve rastlanmakta. Bunların tarihi Geç Roma (Erken Bizans) dönemine kadar gidiyor.

Mardin Kalesi

Adeta bir zırh gibi Mardin'i hep koruyup kollamış Mardin Kalesi. Timur'u çileden çıkaran, sarnıçlar diyarı olan kale, savaşlarda halkın savunması, yüreği, barışta en güzel mesire yeri olmuş yüzyıllarca...

Kasımiye Medresesi

Cihangir Bey Türbesi'nin yanında yer alan ve Artuklu mimarisini yansıtan Kasimiye Medresesi bal sarısı taşlarıyla göz kamaştırıyor. Küçük küçük odacıkları olan ve eğitim amacıyla kullanılan medresenin ortasında bir havuz bulunuyor.

Ulu Cami (Cami-i Kebir)

12. yüzyılda Kubbettih İlgazi tarafından Artuklu görkemiyle inşa edilen Ulu Cami yüzyıllardır ayakta.

Meryemana Kilisesi ve Patrikhane

1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilise 21 sütun üzerine oturtulmuş. Kilisede, kemer, yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar yer alıyor. Patriğin oturma yeri ve İncil vaaz yeri, üzüm salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliği ile bambaşka bir görünüm sergiliyor. Kilisenin "Varnadrun, Baharan "koro balkonu ise aküstik bir yapıda.

Deyrü'zzafaran Manastırı
(Mor Hananya)

Mardin'in 5 km doğusunda bulunan ve 639 yıl boyunca Dünya Süryanilerinin Patriklik Merkezliğini yapan manastırın tarihi kentin tarihi kadar eski aslında. Doğayla, yaratılanla, yaradan ile baş başa kalmak için kentin dışına inşa edilen Deyrü'zzafaran Manastırı tarihin her döneminde önemini korumuş ve Hakk'a tapınmanın diyarı olmuş.

Ben Ulu Cami'yim (Cami-i Kebir)

Her taşıma sinmiş ilahi duaları gök kubbeye taşıdım. Ben Ulu Cami'yim... Minarem gök yüzüne uzanan şehadet parmağım. Yüksekliğimle nerdeyse kaleye uzanırım. Etrafımda çarşılar kenetlenmiştir.

Benim minaremden yayılan ezan, kalede yansır. Rüzgar ilahi davetimi Mezopotamya'ya ulaştırır. 12. yüzyılda Artuklu görkemiyle inşa edildi minarem. Kutbettin İlgazi'ye hep müteşekkir kalmışımdır. Ne rüzgarların şiddeti ne karların ağırlığı, inançla inşa edilmiş mabedimi yıkamamıştır.

Ben Ulu Cami'yim yüce bir medeniyetin bugüne bıraktığı miras. Her sabah güneş ilk ışığıyla beni selamlar. Dolunay neredeyse miraneme konar. Hele sisli havalarda ruhum kasvetle dolar.

Ben Ulu Cami'yim. Dedim ya, ezanım çan kulesinin davetiyle yankılanır.

Ben Ulu Cami'yim benim suyum hiç bitmez. Kalede birikir buz gibi sular sonra Şadırvanımda konaklar. Biliyor musunuz? Batıya bakan kapımda hemen duvarın yanında kara bir taş var. Çocukların ellerini sürüp dilek diledikleri.

Ben Ulu Cami'yim. Latifiye ve Şehidiye Camileri'nin minarelerine göz kırpan... Ben Mardin'im. Ulu Cami'nin duvarlarına yazılan kitabe.

Yazı: Derya Şahin Şan

| Bu içerik, 2005 yılında Ege Life Dergisi’nde yayımlanmıştır.

Mardin'i Keşfedin!

Şehri adımlarken daha fazlasını keşfetmek için rotanızı çizin...